Bir noktada fark ediyorsun. Ne kadar çok “kendimi düzeltmeliyim” dersen, o kadar yoruluyorsun. Daha iyi bir insan olmaya çalışırken daha huzursuz birine dönüşüyorsun. Çünkü zihnin, sürekli eksik olduğunu duymaktan bıkıyor. İnsan, kendini geliştirmek isterken kendini yıpratabiliyor.
Kişisel gelişim çoğu zaman yanlış bir yerden başlıyor. İnsanlar değişmeyi bir görev gibi görüyor. Sanki oldukları hâl kabul edilemezmiş gibi. Daha disiplinli olmalı, daha üretken olmalı, daha güçlü görünmeli… Bu düşünceler iyi niyetli ama sert. Sertlik ise uzun vadede dönüşüm değil, direnç yaratıyor.
Gerçek dönüşüm, kendini düzeltmeye çalışmayı bıraktığında başlıyor. Bu, vazgeçmek anlamına gelmiyor. Aksine, ilk kez gerçekten dinlemeye başlamak anlamına geliyor. “Bende ne yanlış?” yerine “Ben şu an ne yaşıyorum?” diye sorduğunda zihnin savunmayı bırakıyor. Savunmayı bırakan bir zihin ise değişime daha açık oluyor.
İnsan kendini en çok iç sesiyle yorar. O ses sürekli bir şeyleri başaramadığını, yeterince iyi olmadığını, geç kaldığını fısıldar. Çoğu zaman bu sesi gerçek sanırız. Oysa bu ses, geçmiş deneyimlerin, beklentilerin ve korkuların bir karışımıdır. Kişisel gelişim, bu sesi susturmak değil; onun her dediğine inanmayı bırakmaktır.
Kendini düzeltmeye çalışmayı bıraktığında şunu fark edersin: Aslında düzeltilmesi gereken bir şey yoktur. Anlaşılması gereken bir şey vardır. İnsan neden böyle hissediyor, neden bazı şeyleri erteleyebiliyor, neden bazen motivasyonsuz oluyor… Bu sorulara cevap aramak, kendinle kavga etmekten çok daha iyileştiricidir.
Dönüşüm çoğu zaman yavaş ilerler. Büyük kararlar, ani değişimler her zaman kalıcı olmaz. İnsan bir günde başka biri hâline gelmez. Ama bir düşünceyi fark ettiğinde, bir davranışını yargılamadan gözlemlediğinde, içindeki sertliği biraz azalttığında dönüşüm başlamıştır. Küçük farkındalıklar, zamanla büyük değişimlere dönüşür.
Modern hayat insanı sürekli hızlandırır. Daha fazlasını yapmayı, daha çabuk sonuç almayı, sürekli ilerlemeyi öğütler. Oysa kişisel gelişim bazen durmayı gerektirir. Durmak tembellik değildir. Durmak, kendini duymaktır. Kendini duyan bir insan, neyi neden yaptığını daha net görür.
Bir noktadan sonra şunu anlarsın: Her gün iyi hissetmek zorunda değilsin. Her gün motive olmak zorunda değilsin. Kişisel gelişim, sürekli yükselen bir çizgi değildir. Bazen geri çekilmek, bazen dinlenmek, bazen hiçbir şey yapmamak da bu sürecin parçasıdır. Kendine bu alanı tanıdığında suçluluk azalır, denge artar.
Gerçek dönüşüm, başkalarına benzemeye çalışmayı bıraktığında da başlar. Herkesin hayatı, ritmi, sınırları farklıdır. Birinin işe yarayan yöntemi, başkasını daha da zorlayabilir. Kendi yolunu fark etmek, başkasının yolunu kopyalamaktan çok daha değerlidir. İnsan kendine uygun olanı bulduğunda gelişim doğal hâle gelir.
Kendini düzeltmeye çalışmayı bıraktığında şefkat devreye girer. Şefkat, gelişimin düşmanı değildir. Tam tersine, onun temelidir. Kendine daha anlayışlı davrandığında, hatalarını inkâr etmezsin ama kendini de cezalandırmazsın. Bu denge, dönüşümü kalıcı kılar.
Bir süre sonra şunu hissedersin: Daha az zorlanıyorsun ama daha netsin. Daha az baskı yapıyorsun ama daha farkındasın. Çünkü artık gelişimi bir yarış gibi görmüyorsun. Daha iyi biri olmaya çalışmıyorsun; daha gerçek biri olmaya izin veriyorsun.
Belki de kişisel gelişimin en sade hâli budur. Kendini düzeltmeye çalışmayı bırakıp, kendinle daha dürüst bir ilişki kurmak. Değişmek zorunda olmadığını bilmek ama değişebileceğini hissetmek. Bu his, insana umut verir. Ve umut, dönüşümün en sessiz ama en güçlü başlangıcıdır.